Teknoloji
Giriş Tarihi : 09-03-2021 06:18   Güncelleme : 09-03-2021 06:18

Hayat, Yavaş Yavaş Kadınların Gizli İstidatlarını Ortaya Döküyor…

İstanbul Teknik Üniversitesi Nadir Eserler Birimi’nden Dr

Hayat, Yavaş Yavaş Kadınların Gizli İstidatlarını Ortaya Döküyor…

İstanbul Teknik Üniversitesi Nadir Eserler Birimi’nden Dr. Duygu Aysal Cin’in paylaştığı eski bir gazete röportajı, bizleri 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde Cumhuriyetimizin ilk yıllarında toplumumuzdaki kadının rolü üzerine bir yolculuğa çıkarıyor. İTÜ Haber olarak, 31 Mart 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Peyami Safa’nın Yüksek Mühendis Mektebi’nden yeni mezun olmuş Melek Erbul’la yapılan röportajı beğeninize sunuyoruz. İlk kadın mühendislerimizden Melek Hanım’ın kadınların sosyal hayattaki rolüne yönelik kayda değer mesajlarını keyifle okumanız ümidiyle…

Kadın Erkeklerle Bir Olabilir mi?

İlk kadın mühendisi Melek Hanım’ın cevabı:

“Şimdiye kadar kadınların aile hudutları içinde kalmaları tabiatlarında gizli istidatların meydana çıkmasına mani olmuştur”

 

Röportaj: Peyami Safa

Evet, kadın mühendislerimiz de var: Melek ve Sabiha Hanımlar. Mektepten henüz mezun oldular. Kendilerini hemen aradım ve Melek Hanım’ı Firuzağa’daki apartmanında buldum.

Genç kızlarımız arasında avukat olmak isteyenler pek çok.

Buna o kadar şaşmamak lazım: Adalet ve şefkat kadının ananesi içindedir; fakat mühendislik gibi tamamıyla riyazî ve zihnî, mevzu itibarıyla beşeri duygularla alakası olmayan bir meslekle kadının münasebeti beni hayrete düşürmüştü. Nitekim Mühendis Mektebi’ne yalnız dört hanım girmiş; ikisi hâlâ tahsile devam ediyorlar ve ikisi de mektebi henüz bitirmişler.

Melek Hanım, beni büyük bir nezaketin içine gizlenen kuvvetli bir itirazla karşıladı:

“Hayır,” dedi, “ankete cevap vermekte beni mazur görünüz, henüz mektebi yeni bitirdim. Ben isterdim ki birkaç senelik tecrübenin zenginleştirdiği müspet fikirlerle size cevap vereyim.”

Fakat ben gene Melek Hanım’a ısrar ettim. Ankete bir iki cevap alabilmek için, mühendis Melek Hanım’ın memlekette güzel yollar, betonarme köprüler yapmasını bekleyemezdim.

“Hayır,” diyordu, “olmaz, ben söyleyeyim, fakat siz yazmayınız, olmaz, olamaz…”

Zannetmeyiniz ki bu, kendisine verilen ehemmiyeti fazlalaştırmak için suni ve maharetli bir kaçıştı; hayır, Melek Hanım çok sade ve samimi bir genç kız.

Alelade gazetecilik hilesiyle yazmayacağımı vadetmedim, yazacağımı açıkça söyledim ve sormaya başladım:

“Ne mühendisisiniz?”

“Yol ve köprüler…”

“Nerede ve nasıl çalışmayı düşünüyorsunuz?”

“Anadolu’da.

Kadınla erkek arasında fark buluyor musunuz?”

“Bu sahada hiçbir fark yoktur. Şimdiye kadar kadınların yalnız aile hudutları içinde kalmaları, tabiatlarında gizli istidatların meydana çıkmasına mani oluyordu. Fakat hayat, yavaş yavaş bu gizli istidatları ortaya döküyor. Kadın kabiliyetsiz değil, kabiliyetleri gizli kalmış ve bunun için de inkişaf etmemiş bir insandır.”

“Kabiliyetten ne anlıyorsunuz? (…) Erkeklere ait bütün kabiliyetler kadında var mıdır?”

“Birçok sahalarda vardır. Ben fizyolojik farkların bugünkü büyük farkı doğuracak kadar kuvvetli olduğunu zannetmiyorum. Esasen bugünün, erkeği üstün gösteren manzarası değişmeye başlamıştır. Kadın, boy ölçüşmenin daha ilk tecrübelerini yapıyor. Ne kadar haklıdır. Bunu zaman gösterecek…”

“Mesela, şu çok tekrar ettiğimiz misali alalım: Kadın asker olabilir mi?”

“Olur ve olamaz… Yani kadının yapabileceği askerî hizmetler yok değildir: Heyeti sıhhiyelerde çalışabilir. Zaten Hilâl-i Ahmer hemşireleri askerî hastanelerde çalışmıyorlar mı? Bunun gibi kadın doktorlarımız, cephede vurulanların yaralarını iyi etmeye çalışırlar.

Levazım, ordunun evi gibidir. Kadın oraya da yakışır. Fakat bence, kadın omzuna silah alamaz, kurşun atamaz, süngü hücumuna giremez.”

“Kadının hayata atılması aileyi zaafa düşürmez mi?”

“Bilinmez. İlk önceleri biraz müşkül olur bu… Fakat gitgide çareler bulunur: Bakım evleri açılır, kadının evdeki eksikliğini telafi eden birtakım teşkilatlar yapılır… Bana kalırsa insan aile kurmaya başladıktan sonradır ki kadın hayatta geride kalmıştır. Kadın, çocuğunu büyütme vazifesini üzerine almış ve eve kapanmıştır. O zaman ileri bir cemiyet hayatı olmadığı için çocuğu cemiyetin kucağına verilmemiş ve kadın bu insanlık vazifesi yüzünden yavaş yavaş harici hayatın bütün yüklerini erkeğin omuzlarına yüklemeye mecbur olmuş ve dört duvar içinde sıkışmış bir kafa ile geride kalmıştır. Bunun için bugünkü cemiyet kadını bir anne, yalnız bir anne olarak tanımıştır.”

“Mesela siz evlenince ne yapacaksınız?”

“Bilmem; hiçbir şey bilmiyorum, şimdiden bunu düşünmüyorum, sakın bunları yazmayınız…”

Yazacağımı söylemekten vazgeçmedim ve bir resmini istedim.

Ben o fotoğrafhaneden hem kendisinin hem de arkadaşının resimlerini aldım ve  Melek Hanım’ın arzusuna rağmen hem bu isimleri hem de konuştuklarımızı gözlerinizin önüne koyuyorum. Erkeklerle bir olmanın ilk şartı, hem yüzden hem de fikirlerin üstünden peçeyi atmaktır. Bunda sıkılacak ne var Melek Hanım?

 

Cumhuriyet

31 Mart 1933, s. 3

.